Hangi Çanakkale?

Hangi Çanakkale?

Birinci Cihan Harbi, savaşa giren devletlerin teknolojik varlıkları, cephe sayısının fazla olması, hazırlanış süreci ve savaşın ikâme edilmesi gibi birçok nedenden dolayı Dünya tarihinde yapılan daha önceki bir çok savaştan daha farklı ve önemlidir. Bu harb, önemini harb sonrası oluşan Dünya siyaseti, kurulan yeni devletler ve günümüz siyasetine yön vermesi açısından hâlâ korumaktadır.

Nitekim günümüzde, başta Ortadoğu olmak üzere Dünya siyasetinin devam eden bir çok problemi, Birinci Dünya Savaşı’nın bir sonucudur. Nitekim İkinci Dünya Savaşı’nı hazırlayan sebeplerden birisi de Birinci Dünya Savaşı ve sonrasındaki gelişmelerdir.

Balkan Savaşları ve Balkan topraklarının kaybı gibi birçok problemi çözememiş, yenik ve güçsüz bir durumda olan Osmanlı, Almanya’nın safhında bu eşi ve benzeri görülmemiş kanlı savaşa yâni Birinci Cihân Harbi’ne dâhil olmak zorunda kalmıştır. Bu harb öncesi yaşadığı askerî kayıp ve zaâfiyetlerinden kurtulamamış ve çözememiş, askerîyesini tekrar güçlü bir şekilde tesis edememiş olan Osmanlı, maâlesef bu harb ile bir çok cephede İtilaf Devletleri ile yüzleşmek zorunda kalmıştır.

Şüphesiz bu cephelerin hepsinin bizim için önemi büyüktür; fakat Çanakkale Cephesi’nin siyasî, askerî ve toplumsal açıdan önemi farklılık arz etmektedir.

Çanakkale Cephesi, maâlesef “resmi tarih yazımı”nın en çok suistimal ettiği, üzerinde politikalar devşirdiği ve tarihî gerçeklerin saptırıldığı, tamamen fantastik ve hamâsi söylemlerin ürünü hâline getirilmiş durumdadır. Türk milletinin Çanakkale üzerine düşünceleri tamamı ile hamâsi söylem ve fantaziler üzerine kurulmuştur. Bu durum da maâlesef toplum olarak bizim bakış açımızı karartmakta, ve tarihi gerçekleri görmemizi engellemektedir.

Çanakkale Cephesi ve yaşananlar özellikle, Cumhuriyet ve onun alt yapısını hazırlayan elit tabakanın tamamen “algı yönetimi”nin mağdur durumundadır. Resmi tarih ile gerçeğinden tamamı ile farklı bir Çanakkale Savaşları yazılmış ve anlatılmıştır. Çanakkale Cephesi âdeta Cumhuriyet tarihinini bir miti haline getirilmiştir.

Öncelikle belirtilmesi gereken  Çanakkale’de yapılan savaşın tek bir savaş olmadığıdır. Çanakkale Cephesi’nde farklı tarihlerde olmak üzere, birincisi Deniz Savaşı; ikincisi ise Kara Savaşı yapılmıştır. Çanakkale Cephesi’nde eğer bir zaferden ve kahramanlık destanından bahsedilecekse öncelikle söylenmesi gereken bu zaferin Deniz Savaşları olduğudur. Deniz Savaşları’nın başarılı bir şekilde lehimize sonuçlanmasında en büyük pay sahibi olan isim ise adı üstünde “18 Mart Kahramanı” lakabı ile anılan “Mirliva Cevat Çobanlı Paşa”dır. Maâlesef Cumhuriyet resmi tarih yazımında Çanakkale Savaşları anlatılırken maâlesef Deniz Savaşını kazanan bu büyük kahraman paşamız hatırlanmaz ve anlatılmaz. Bugün dâhi Türk milletinin mesnuplarının bir çoğu kahraman komutanımızın adını bilmez ve  hatırasını yâd etmez.  Bu kahraman komutan ve zaferi maâlesef bilinçi bir şekilde görmezden gelinmiş ve unutulmaya terk edilmiştir.

Çanakkale Cephesi’nde yapılan diğer savaş ise Kara Savaşları adını verdiğimiz ikinci savaştır. İki taraf askerlerinin sıcak taması ile devam etmesi bakımından bu savaş oldukça önem arz etmektedir. Fakat Kara Savaşları’nda verdiğimiz kayıplar ve hatalı askerî girişimlerimiz neticesinde kesinlikle başarılı olduğumuz söylenemez. Her ne kadar İtilaf Devleti mensubu askerlerin geri çekilmeleri ve terk etmeleri söz konusu ise de bu tamamen mevcut siyasetin bir gereğidir. Fakat bunun dışında kahraman ordumuzunun mensuplarının dirâyeti ve mücadelesini etkisini de göz önünde bulundurmalıyız. Kara Savaşları’nda bir başarı ve kazanımdan bahsedilecekse bu tamamı ile Mehmetçiğin bireysel başarı ve kazanımıdır. Kara Savaşları’nda Osmanlı komuta kademesinde ciddi problemler ve hatalar malesef söz konusudur.

Çanakkale Cephesi ile ilgili resmi tarih yazımında üretilen yalanlardan bir tanesi de “250 bin şehid” meselesidir. 250 bin şehid verdiğimize dair istatistiksel kayıt sözkonusu değildir. 250 bin yaklaşık toplam zaâiyat söz konusudur. Zaâiyat denildiğinde ise, şehidler, gaziler, kaçaklar, esir düşenler ve kendisinden haber alınamayanlar olarak yekûn hesaplanır. Yâni 250 bin şehidden bahsetmek asla mümkün değildir.

Yukarıda bahsettiklerimiz dışında Çanakkale Savaşları ile ilgili anlatılan ve yazılan resmi tarih öğretisinin daha bir çok yanlı ve yalan tutumu söz konusudur. Hepsini burada ifâde etmek maâlesef mümkün değildir. Akademik tarih çalışmalarını inceleyerek aktarılan hangi bilgilerin yanlış oldğunu ve bize bilinçli olarak yanlış anlatıldığını öğrenmek mümkündür. Türk milleti mensuplarının Çanakkale Savaşları ile ilgili bilgilerini gözden geçirmeleri gerekmekte ve okullarda verilen tarih derslerinde Çanakkale bahsi tekrardan akademik bir nesnellikle ele alınmak zorundadır. Bunların da dışında en önemlisi Cumhuriyet ideolojisinin Çanakkale miti ortadan kaldırılmak zorundadır.

Cumuhriyet ideolojisinin tarih yazımı, maâlesef Çanakkale Savaşları’nı kendi Cumhuriyet elitlerinin politik menfaâtleri ile yazmıştır. Çanakkale Savaşları bir çok hamâsi söyleme malzeme edilmiş, cephede verilen büyük mücadele sadece belirli şahıslara atfedilmiştir. Özellikle Çanakkale’yi başarılı kılan en önemli savaş olan Deniz Savaşı’nı kazanmamızı sağlayan Cevat Çobanlı Paşa unutturulmak istenmiştir. Komuta kademesindeki bir çok hataya rağmen mehmetçiğin dirâyetli mücadelesinin ruhu göz ardı edilmiş ve kahramanlık payesi belirli kişilere verilmiştir.

Çanakkale Savaşları’nda kazanılan zaferi tamamı ile Mustafa Kemal’e atfetmek, hem onun şahsına hem de kahraman şehidlerimize yapılmış en büyük haksızlık ve yanlıştır.

Çanakkale Cephesi ve burada yapılan savaşlar Cumhuriyet ideolojisini tarih miti olmaktan derhal kurtarılmalı, tarihi realite yazılmalı ve anlatılmalıdır. Okullarda verilen tarih dersleri resmi tarihin etkisinden arındırılmalıdır. Çanakkale Savaşları’nın asıl kahramanlarına hak ettikleri değer verilmeli, aziz ruhları yâd ve şâd edilmeli; Kemalist ve Laik mitolojiden Türk tarihi arındırılmalıdır.